KURULUŞ TARİHİ: 1986 - E-MAİL ADRESİ : ttkd07@gmail.com -TEL: (TT ) 0212 222 06 98 / CEP: 0541 271 20 89
Ana Sayfa
 

Ayıplı malda " Satıcı, alıcıyı iğfal
etmişse"
alıcı ihbar süresi ile bağlı değil


*Tüketiciler veya diğer alıcılar, mahkemelerde
çok önemli bir konu ile sürekli muhatap olurlar. Bir çok kişi, bu önemli konuya çözüm getiremezler. Dosyalar, ya haksız ve hukuksuz biçimde sonuçlanır, ya da Yargıtay' da dolaşır, durur .


TTKD olarak biz izleyicilerimizi ve üyelerimizi Kazancı Hukuk Otomasyon Programında faydalanarak, bilgilendirmeyi görev sayıyoruz. Şöyle ki, “Borçlar Kanunu; Madde 200 : Müşteriyi iğfal etmiş olan bayi, ayıbın kendisine vaktinde ihbar edilmemiş olduğunu ileri sürerek mesuliyetten kurtulamaz. ” Şeklinde bir Kanun maddesine sahibiz.4077 sayılı yasa bilindiği gibi, ürün ayıplı çıkarsa ve bu ayıp, açık biçimde elle tutulup gözle görülebiliyorsa, 30 günlük ihbar süresi vardır. Ayıp “ Gizli” ise, “ Garanti süresi” içinde “Malın aynı yerden 2'den fazla, değişik yerlerden 4'den fazla arıza gösterir ve bunlar yetkili servislerce raporlanır ” ise garanti süresi içinde; eğer, “ Ayıp hile ile gizlenmişse ” daha uzun bir süremiz var demektir.

4077 sayılı TKHK'nun 4. Maddesi şu şekildedir:
“.. Bu madde ile ayıba karşı sorumlu tutulanlar ayıba karşı daha uzun bir süre ile sorumluluk üstlenmemişlerse ayıplı maldan sorumluluk ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile malın tüketiciye teslimi tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir. Bu süre konut ve tatil amaçlı taşınmaz mallarda beş yıldır. Ayıplı malın neden olduğu her türlü zararlardan dolayı yapılacak talepler ise üç yıllık zamanaşımına tabidir. Bu talepler zarara sebep olan malın piyasaya sürüldüğü günden başlayarak on yıl sonra ortadan kalkar. Ancak satılan malın ayıbı tüketiciden satıcının ağır kusuru veya hile ile gizlenmişse zamanaşımı süresinden yararlanılamaz.”

Borçlar Kanunu 200. Maddeye göre örnek
Yargıtay kararında ne var:

“ KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin davalıdan ( 100.000.000 ) TL. bedel mukabilinde Mercedes 500 SEL tipi bir otomobil satın aldığını, davalı satılan otomobilin 1987 modeli olduğunu beyan ettiği ve bu şekilde fatura düzenlendiği halde otomobilin gerçekte 1986 modeli olduğunun sonradan öğrenildiğini, durumun davalıya bildirilmesine rağmen bir netice alınamadığını ileri sürerek teslim edilen 1986 modeli otomobilin yerine davacıya 1987 modeli aynı tip bir otomobil verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, tacir olan taraflar arasında ticari bir satımın söz konusu olduğunu, davacının TTK.nun 25. maddesinde öngörülen sürede ayıp ihbarında bulunmadığını ve davanın zamanaşımına uğradığını, otomobilin davacı tarafından kullanılarak değer kaybettiğini, davalının bu otomobili 1987 modeli olarak ithal ettiğini ve bütün resmi belgelerde böyle kayıtlı olduğunu savunmuştur.

Davacı vekili, ıslah dilekçesiyle satılıp teslim edilen otomobilin davacıda alıkonulup aynı tip 1987 modeli bir otomobilin fiat farkından dolayı semenin tenzili ile şimdilik ( 25.000.000 ) TL. alacağın yasal faiziyle birlikte tahsilini istemiştir.
Mahkemece, davacının 27.11.1986 tarihinde teslim aldığı otomobili TTK.nun 25/b.3 maddesi uyarınca ( 8 ) gün içinde muayene ettirip model düşüldüğünden ileri gelen ayıbı davalı satıcıya bildirmekle yükümlü olduğu halde yasal süreden çok sonra 6.6.1987 tarihinde ayıp ihbarında bulunduğu, kaldı ki TTK.nun 25/b.4 maddesine göre teslimden itibaren ( 6 ) aylık zamanaşımına tabi bulunan davanın 30.11.1987 tarihinde açılmış olması nedeniyle olayda zamanaşımının da dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir. Davalı-satıcının davacı-alıcıya hitaben düzenlediği 27.11.1986 tarihli faturada satılan otomobilin Mercedes 500 SEL tipi ve 1987 modeli olduğu belirtildiğine ve davacı da bu faturaya itiraz etmediğine göre taraflar arasında 1987 modeli bir otomobilin alım-satımına ilişkin bir sözleşmenin kurulduğu sabittir.
Öğretide ve jurisprüdansta egemen olan görüşe nazaran çeşidiyle belirlenen bir menkulün satımında sözleşenlerin çeşidi belirlemek için sözleşmede öngördükleri vasıflardan biri teslim edilen şeyde bulunmazsa artık ayıplı teslim değil satılandan başka bir şeyin teslimi ( aliud teslimi ) sözkonusu olur ( Prof. Dr. Haluk TANDOĞAN / Borçlar Hukuku Özel Borç ilişkileri, C: U1,4. Bası, 1985, sh: 171 vd.; Dr. Seyfullah EDİS / Satıcının Ayıba Karşı tekeffül Borcu, 1963, sh: 11 vd.; Doç. Dr. Cevdet YAVUZ / Satıcının Satılanın Ayıplarından Sorumluluğu, 1989, sh: 46 vd. ). Nitekim, İsviçre Federal Mahkemesi benzer bir olayda "bir çeşit borcunun ifasında o çeşidi belirleyen her unsurun teslim edilen şeyde mevcut olması gerektiğini, bu unsurlardan biri dahi eksikse o şeyin üzerinde uyuşulan şey değil başka bir şey olduğu" gerekçesiyle satımı sözleşilen 1964 modeli Jaguar otomobili yerine 1963 model Jaguar teslimi halinde bu görüşü doğrulamıştır.
Kaldı ki davacı vekili davalının 1987 modeli diye 1986 model otomobil teslim ettiğini, satış faturasını gerçeğe aykırı olarak düzenlediğini ileri sürdüğüne; bu açıklamalar davalının davacıyı aldattığı vakıasına vücut verdiğine, HUMK.nun 76. maddesi hükmü uyarınca Türk Kanunlarını re'sen uygulamakla yükümlü olan hakim ileri sürülen vakıalara uyan kanun hükümlerini görevinden ötürü bulup tatbik etmekle mükellef bulunduğuna, re'sen tatbiki gereken hükümlerden BK.nun 200. maddesinde alıcıyı aldatan satıcının ayıbın kendisine vaktinde bildirilmediğini ileri sürerek mes'uliyetten kurtulamayacağı ve 207/f.III maddesinde ise alıcıyı aldatan satıcının bir yıllık zamanaşımından yararlanamayacağı belirtildiğine göre uyuşmazlığın ayıba karşı tekeffüll hükümleri çerçevesinde görülmesi halinde dahi davanın zamanında ayıp ihbarında bulunulmaması veya zamanaşımının dolduğu gerekçesiyle reddi isabetli olamaz.” T.C.YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ E. 1988/9372 K. 1990/1085 T. 20.2.1990 –Kaynak: Kazancı Hukuk Otomasyon Programı

Çok önemli bir karar:
ALICI AYIP İHBARINDA BULUNMAMIŞ, SAVSAMIŞ;
ANCAK, SATICI, SATILANIN AYIBINDAN DOĞAN NOKSANLARI GİDERMEKLE YÜKÜMLÜ OLDUĞUNDAN UĞRADIĞI ZARARIN TAZMİNİNİ BU DAVA İLE İSTEMİŞTİR…. “Açık ayıplar” için, ihbar edilmediğinden, davanın reddine, “Gizli ayıplar” için “Eksik ve kusurlu imalattan” SAPTANACAK BEDELE HÜKMETMEK GEREĞİ VAR :


“…- Dava, davacı tarafından satın alınan dairede mevcut ayıp ve eksikler nedeniyle tazminat isteğine ilişkindir. Davacının, davalıdan bir daire satın aldığı ve dairenin 27.11.1998 tarihinde davacıya teslim edildiği uyuşmazlık konusu değildir. Satıcı, alıcıya karşı satılanın ayıbından doğan noksanları gidermekle yükümlüdür. Ne var ki, alıcı satılanı teslim aldıktan sonra gelenek ve göreneğe göre imkan hasıl olur olmaz, gözden geçirmek ve satıcının garantisi altında olan bir ayıp varsa, bunu derhal ihbarla yükümlüdür. Eğer alıcı bunu savsarsa satılanı kabul etmiş sayılır. Olağan ( adi ) bir gözden geçirme ile meydana çıkarılamayacak ayıplar sonradan çıkarsa, yine hemen bildirilmelidir. Yoksa satılanı bu ayıplarla kabul etmiş sayılır. BK.nun 198. maddesinde de öngörülen süre içinde ihbar edilmeyen ayıplar için dava açılamaz.
Davacı, 27.11.1998 tarihinde daireyi satın aldığını açıklamış, eksik ve kusurlu imalatlardan dolayı uğradığı zararın tazminini de 21.4.2003 tarihinde açtığı bu dava ile istemiştir. Az yukarıda açıklanan yasal süreye uyarak davacının davadan önce ayıpları ihbar edip etmediği yönlerinde mahkemece yeterince durulmamıştır.
Davacı, ihbar borcunu yerine getirmemişse , teslim edilen daireyi gözle görülebilen açık ayıpları ile kabul etmiş sayılır. O halde öncelikle, BK. 198. md. Doğrultusunda ayıp ihbarının süresinde yapılıp yapılmadığı yönünde tarafların delil ve karşı delilleri öncelikle sorulmalıdır. Toplanan delillere göre de yeniden uzman bilirkişi kurulu aracılığı ile inceleme yaptırılıp, davacının bu davada talep ettiği ayıplı ve eksik işlerin hangilerinin açık ayıp, hangilerinin gizli ayıp niteliğinde olduğu ayrı ayrı tespit edilerek, sonradan ortaya çıkan gizli ayıplar tesbit edilirse, bunların saptanacak bedeline hükmetmek, bundan ayrı olarak açık ayıplar nedeniyle süresinde ihbar yükümlülüğünün yerine getirilmediğinin anlaşılması durumunda ise bunlar hakkındaki davanın reddine karar verilmelidir . T.C. YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ E. 2003/17177 K. 2004/7311T. 13.5.2004 - Kaynak: Kazancı Hukuk Otomasyon Programı

AYIP İHBARI SÖZLÜ DE YAPILABİLİR:

“KARAR : Davacılar davalıdan daire satın aldıklarını, davalının daireyi 11 ay geç teslim ettiğini, döşetmesi gereken karoları döşetmediğini, ayrıca mutfak, banyo ve tuvaletteki bazı işleri tamamlamadığını, bu eksiklikleri gidermek için kendilerinin masraflar yaptıklarını ileri sürerek, geç teslimden dolayı kira ve yapılan masraflar tutarı olan 79.349 liranın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, BK. nun 207. maddesine göre bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş ve karar davacı tarafça temyiz edilmiştir.
1 ) Taraflar arasında kurulan 11.7.1978 günlü sözleşmeye göre, davalı davacılara satılmış olan daireyi sözleşme tarihinden itibaren iki ay içinde, yani 11.9.1978 tarihinde teslim etmeyi taahhüt etmiştir. Dairenin 21.8.1979`da onbir ay gecikme ile teslim edildiğinde bir uyuşmazlık yoktur. Sözleşmede, gecikmeden dolayı maktu bir tazminat ödenmesinin öngörülmemiş olması davacının geç teslim nedeniyle uğramış olduğu zararı, başka ifade ile rayiç kira bedeli üzerinden mahrum kaldığı kira tutarını tazminat olarak istemesine engel teşkil etmez. Bilirkişi raporunda teslim tarihi itibarıyla dairenin ayda 2500 lira kira getireceği açıklanmıştır. Buna göre onbir aylık geç teslim süresine ilişkin tazminat bakımından istemin reddi yasaya aykırıdır ve bozma nedenidir.
2 ) BK. nun 215. maddesinin son bendi gereğince bir binanın ayıplı olmasından mütevellit ve tekeffüle müstenit davalar mülkiyetin devrinden itibaren beş sene geçmekle sakıt olur. Olayda henüz beş yıl dolmadan dava açıldığından zamanaşımı süresi geçmemiştir. Olaya taşınır mallara ilişkin BK. nun 207. maddesinin hükmü uygulanarak dava hakkının zamanaşımına uğramış olması gerekçesiyle davanın reddi yerinde değildir. Öte yandan dinlenen tanıkların sözlerinden ve 30.7.1979 tarihli özel tespit zaptı münderecatından davalı müteahhidin binada noksan ve ayıplı işler yaptığı anlaşılmaktadır. Ayıp ihbarı yazılı yapılabileceği gibi sözlü olarak da yapılabilir. Nitekim davacılar vekili cevaba cevap dilekçesinde müvekkillerinin daireyi teslim aldıklarında tanıklar huzurunda tüm eksikleri davalı müteahhide açıkça bildirdiklerini ifade etmiştir. Bu durumda mahkemece, davacıların gösterdiği tanıklardan, davacıların ayıplarını müteahhide duyurup duyurmadıkları açıkça sorularak ortaya çıkacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken noksan inceleme ve yazılı ihbar yapılmadığı nedeniyle noksan işlerin bedeli hakkındaki istemin reddi de yasaya uygun değildir. T.C. YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ E. 1984/795 K. 1984/1581 T. 1.3.1984 Kaynak: Kazancı Hukuk Otomasyon Programı

İadeli taahhütlü mektup ya da noter
ihtarı olmayan, tamir için başvuru yoluyla yapılmış
olan ayıp bildirimine örnek karar:
“KARAR : 1 - Davacı vekili, davacıya satılan otonun ayıplı olduğunu, durumun satıcı vekiline bildirildiğini ileri sürerek ayıp tazminatı olarak birleştirilen davalarla toplam 76.493.55 liranın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, iddianın doğru olmadığını, davacının otoyu olduğu gibi satın alındığını, ayıp bildirimin zamanında yapılmadığını savunmuş ve davanın reddini dilemiştir. Yerel mahkemece ayıp bildiriminin zamanında yapılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
2 - Yanlar arasında, dava konusunda geçen aracın satımı yönünden bir uyuşmazlık bulunmadığı gibi 5.7.1977 gününü taşıyan satım sözleşmesi dosyaya sunulmuştur. Davada öncelikle çözümü gereken sorun, ayıp bildiriminin zamanında yapılıp yapılmadığının belirlenmesine ilişkindir. Gerçekte de, satım konusu aracın ayıplı olduğu bilirkişi incelemesi ve raporu ile apaçık ortaya çıkmıştır. BK. m. 198/I uyarınca işlerin olağan gidişine göre satılanın durumunun incelenebilmesi için gerekli zaman parçası gözden geçirme süresi diye kabul edilmek gerekir. Bu süre ise satılanın mahiyetine, ilgili ticaret dalına ve ayıpların cinsine göre değişik olabilir. Ne var ki, gözden geçirme süresinin başlangıcı malın teslim alındığı andır. Öte yandan, ayıp bildirimin çabucak, gecikmeksizin yapılması ( BK. m. 198 ) gerekmekle birlikte çabucak deyiminden amaç, usule uygun gözden geçirme ( muayene ) için gerekli zamanın bitim anıdır.
3 - Mahkemece yapılan soruşturmaya, dosyadaki yazılarla belgelere, toplanan kanıtlara, değerlendirilen tanık sözlerine göre, satış sözleşmesinin 5.07.1977 gününü taşımakla birlikte, araçla, 5.7.1977 gününde deneme gezisine çıkıldığı, yolda kaldığı, sonra tamirci ustası H.K.`nin tamirhanesine çekildiği, orada gözden geçirildiği, birçok ayıpların ortaya çıktığı ve bu ayıpların zamanında bildirildiği gerçekleşmiştir. Yerel mahkemenin kararında da aynen "... şahit beyanlarından da anlaşılabileceği üzere sözleşmenin tanzim edildiği tarihte arabanın stop ettiği ve bir daha çalışmadığı sabittir. Toplanan tüm delillerden anlaşılacağı üzere davacının davalı tarafa arabasının tamiri için gerekli işlemleri yapmaları hususunda müracaatta bulunduğu ve telefonlar ettiği sabittir" yolundaki açıklama ve kabul de bu göreceği doğrulamakta ve desteklemektedir . Öyleyse, davacının aracın durması üzerine davalı yana başvurması, aracın tamirhaneye çekilip gözden geçirilmesi, birçok ayıpların görülmesi, davacının bunların giderilmesi için birçok kez başvurup telefon etmesi, üstelik telgraf çekmesi, davacının BK. m. 198 buyruğuna uygun olarak "muayene ve ihbar mükellefiyetinin" yerine getirdiğinin çok belirgin kanıtıdır . Yerel mahkemenin saptamasiyle çelişerek BK. m. 198`e uygun bir başvuruda bulunulduğuna ilişkin herhangi bir kanıt olmadığını belirtmesi ve davayı bu yönden reddetmesi, dayanaktan yoksundur. Somut olayın akışı tüm kanıtlar davacının gözden geçirme ve bildirme yükünü yerine getirdiğini, ortaya koyduğu işin burada alıcı davacının seçimlik haklarının ne olduğunun saptanmasında yarar vardır.
4 - Bozukluklara ( ayıba ) karşı sağlama koşullarının gerçekleşmesi ve yasaca öngörülen yüklerin yerine getirilmiş olması durumunda alıcıya BK. m. 202 ve 203 ile seçimlik haklar tanınmıştır. Şöyle ki; alıcı dilerse sözleşmeden dönebilir, dilerse satımı paranın indirilmesini isteyebilir ( BK. m. 202 ). Bu seçimlik hakların dışında ise, sözleşmede tersi kararlaştırılmadıkça, alıcıya başka bir olanak tanınmış değildir. Somut olayda alıcı davacının satım parasından indirime ilişkin seçimlik hakkını yeğlediğinin kabulü gerekir. Öyle ki, davada "ayıp tazminatının" ödetilmesi istemindeki amacın böyle değerlendirilmesi, dava olgularını hukuksal açıdan nitelemek ve uygulanacak yasa hükmünü bulmak yolundaki hakimin doğrudan ( re`sen görevinin bir gereğidir . O nedenle, satım parasının indirilmesi olarak uyuşmazlık çözüme bağlanmalıdır. Şu var ki yasada satım parasının indirilmesine uygulanacak bir ölçüye yer verilmiş değildir. Öyleyse, değer eksikliğinin hesaplanması için bir yöntem bulmak gerekir. Öğretide bu konudaki baskın görüş ( Oser/Schönenberger, İsviçre Borçlar Kanunu Şerhi, Akdin Muhtelif Nevileri, Fasikül I, Çeviren: Prof. Fikret Arık, Yıl: 1966, sh. 116/117; Prof. Dr. F. Necmettin Feyzioğlu, Borçlar Hukuku Akdin Muhtelif Nevileri, C. 1, Yıl: 1970, sh. 218; Prof. DR. Kenan Tunçomağ, Borçlar Hukuku, C. II, Özel Borç İlişkileri, Yıl: 1974, sh. 119; Prof. DR. Haluk Tandoğan, Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, C. 1, Yıl: 1974, sh. 140; Prof. DR. Selim Kaneti, Özel Borç İlişkileri Yıl: 1969, sh. 61, Teksir ) değer eksikliğinin orantılı bir hesap tarzına göre belirleneceğine ilişkindir ki bu yöntem, "nisbi metod" olarak adlandırılmaktadır ( Feyzioğlu, age, sh. 218, Tünçomağ, age. sh. 119, Tandoğan, age. sh. 140; Prof. Dr. Necip Bilge, Borçlar Hukuku, Özel Borç Münasebetleri, yıl: 1971, sh. 86 ).

İHBAR SÜRESİ İLE İLGİLİ ALEYHTE KARAR.
AMAN DİKKAT!

Garanti belgesi yok” diye
ayıp iddiası…


KARAR : Dava, ayıplı satış nedeniyle akdin feshi ve verilmiş olan çeklerden dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Davalı vekili, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davalının davacı bayisi ne sattığı jeneratörlerin garanti belgelerinin bulunmamasının hukuki ayıp teşkil ettiği, hal böyle olunca davacının sözleşmeyi feshinde haklı olduğu gerekçeleri ile davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Dairemiz bozma kararında; "uyuşmazlığın satıcının ayıplı mal satışına karşı tekeffülü hükümlerinden kaynaklandığı, taraflar tacir olduğundan öncelikle İİK'nın 25/3. maddesinde öngörülen sürelerde ayıp ihbarının bulunup bulunmadığı üzerinde durulup sonucuna göre bir hüküm kurulması gerektiği" belirtilmiş, mahkemece ayıp ihbarının süresinde yapıldığı gerekçeleri ile önceki kararda direnilmiş, direnme kararının temyizi üzerine verilen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, "mahkemenin süresinde ayıp ihbarı olup olmadığını tartışarak hüküm kurduğu, bu halin Yargıtay bozma kararına eylemli uyma niteliğinde olduğu" belirtilerek dosya davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için Dairemize gönderilmiştir.
Taraflar arasında 142 adet benzinli jeneratör satışı sözleşmesi imzalandığı, sözleşme konusu malların davacıya teslim edildiği dosyaya bir örneği sunulan ve tarafların imzasını taşıyan "Sipariş Sözleşmesi " içeriğinden ve tarafların karşılıklı beyanlarından anlaşılmıştır. Sözleşme hükümleri yerine getirildikten ve taraflar edimlerini ifa ettikten sonra sözleşmenin geçersiz olduğunu iddia etmek TMK'nın 2. maddesindeki objektif iyiniyet kuralıyla bağdaşmadığından davacı tarafın bu yöne ilişkin iddialarına itibar etmek mümkün olmamıştır.
Uyuşmazlık, süresinde ayıp ihbarında bulunulup bulunulmadığı noktasında toplanmaktadır.
Davacı, garanti belgesi verilmemiş olduğunu iddia etmiş ve bu durumun tek başına ayıp nedeni olarak kabulü gerektiğini bildirmiştir. Davalı ise mallarla birlikte garanti belgelerinin de teslim edildiğini savunmuştur. Dava konusu malların naylon ambalajlı olarak teslim edildiği, davacı vekilinin cevaba cevap dilekçesi içeriğinden anlaşıldığı gibi, dosyaya sunulan fotoğraflarla da sabittir. O halde, ilk bakışta ve normal bir muayene ile şeffaf naylon ambalaj içinde garanti belgesi bulunup bulunmadığının saptanması mümkündür. Taraflar tacir olup, tacirler arasındaki satışlarda ayıp ihbar süreleri İİK'nın 25/3. maddesinde 2 ve 8 gün olarak belirlenmiştir. Davacının kendi beyanına göre, " garanti belgesi bulunmadığı gerekçesiyle" müşterilerine sattığı mallardan ilk iade 29.02.2004 tarihinde, daha sonraki 10.03.2004 tarihinde ve sonrakiler de 07.04.2004 ve 03.05.2004 tarihlerinde gerçekleşmiştir. Bu durumda davacı, kendi kabulünde de anlaşılacağı gibi malların "garanti belgesiz" olduğunu en erken 29.02.2004 tarihinde öğrendiği halde ayıp ihbarını 07.05.2004 tarihli noter ihtarnamesiyle göndermiştir. Hal böyle olunca ayıp ihbarının süresinde olduğunun kabulü somut olay bakımından doğru görülemez.
Bu arada şu hususu da hemen belirtelim ki, satıcının alıcıya garanti vermiş olması hali hiçbir surette gerek TTK'nın 25. ve gerekse BK'nın 198. maddelerinde yer alan ayıp ihbar sürelerini asla ortadan kaldırmaz. Bu nedenle, o malın alıcısı olan kişinin, " satıcının ayıba karşı tekeffülü" hükümlerinden yararlanabilmesi için mutlaka TTK'nın 25. ve BK'nın 198. maddeleri hükümlerinde, açık ve gizli ayıplar için öngörülen yasal süreler içerisinde ayıp ihbarında bulunmuş olması şarttır ( Bkz. İsmail Doğanay, Ticari Alım-Satım Akdi ve Nevileri, Ankara 1993, sh. 152-153 ).
Kaldı ki, taraflar arasındaki sözleşmenin 12. maddesinde, satılan malın fatura tarihinden itibaren 1 yıl süreyle işçilik, imalat ve malzeme hatalarına karşı satıcının garantisi altında olduğu öngörülmüştür. Satıcı davalı da anılan sözleşme hükmünü inkar etmemiştir. Davacı, sadece garanti belgesiz mal verildiği iddiasında bulunmuş, kendisine teslim edilen jeneratörlerin arızalı olduğunu iddia ve ispat etmemiştir. Aksine, kendi yaptırdığı 14.05.2004 tarihli noter tespitiyle deposundaki 102 adet jeneratörün sağlam olduğu saptanmıştır .
Mahkemece bu yönler gözetilmeden süresinde ayıp ihbarında bulunulduğu gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir . T.C. YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ E. 2007/6360 K. 2007/9987 T. 13.11.2007

Önemli notlar:
“Türk Ticaret Kanunu,
Madde 25: 5. TİCARİ SATIŞ VE TRAMPA”
MADDE 25 - Aşağıdaki hususi hükümler mahfuz kalmak şartiyle, tacirler arasındaki ticari satış ve trampalarda dahi Borçlar Kanunu 'nun satış ve trampa hakkındaki hükümleri tatbik olunur:
1. Mukavelenin mahiyetine, tarafların maksadına veya emtianın cinsine göre satış mukavelesinin kısım kısım icrası kabil veya bu şartların mevcut olmamasına rağmen alıcı kısmen yapılan teslimi, ihtirazi kayıt ileri sürmeksizin kabul etmişse, mukavelenin yerine getirilmemesi yüzünden alıcının haiz olduğu haklar yalnız teslim edilmemiş olan kısım hakkında kullanılabilir.
2. Alıcı mütemerrit olduğu takdirde satıcı, malın satışına izin verilmesini mahkemeden istiyebilir. Mahkeme, satışın açık artırma yoliyle veya bu işe memur edilen bir kimse marifetiyle yapılmasına karar verir. Satıcı talebederse satışa memur edilen kimse, satışa çıkarılacak emtianın vasıflarını bir ekspere tesbit ettirir. Satış masrafları satış bedelinden çıkarıldıktan sonra artan para, satıcının takas hakkı mahfuz kalmak şartiyle, satıcı tarafından alıcı namına bir bankaya ve banka bulunmadığı takdirde notere tevdi olunur ve keyfiyet hemen alıcıya bildirilir.
3. Emtianın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkca belli ise alıcı iki gün içinde keyfiyeti satıcıya bildirmeye mecburdur. Açıkça belli değilse alıcı emtiayı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde muayene etmeye veya ettirmeye ve bu muayene neticesinde emtianın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını muhafaza için keyfiyeti bu müddet içinde satıcıya bildirmeye mecburdur. Diğer hallerde Borçlar Kanunu 'nun 198 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları tatbik olunur.

BORÇLAR KANUNU:

. Borçlar Kanunu 'nun 207 nci maddesindeki müruruzaman müddeti tüccarlar arasındaki ticari satışlarda altı aydır. Şu kadar ki; bu müddet azaltılabilir.

MADDE 198 - Müşteri kabz ettiği mebiin halini örf ve âdete göre imkân hasıl olur olmaz muayene etmek borcu ile mükellef olup mebi de bayiin tekeffül altında olan bir ayıp gördüğü zaman bunu derhal bayie ihbar etmesi lâzım gelir.
Bunu ihmal ettiği halde mebii kabul etmiş sayılır. Meğerki mebide âdi bir muayene ile meydana çıkarılamıyacak bir ayıp bulunsun.
Bu kabilden bir ayıp sonradan meydana çıkarsa derhal bayie ihbar edilmelidir. Aksi takdirde, mebi bu ayıp ile beraber kabul edilmiş addolunur.”
Kaynak: Kazancı Hukuk Otomasyon Programı




 


 

Ana Sayfa Hukuksal haklarınız Nasıl şikayet edeceksiniz? Kurumsal kimliğimiz iletişim bilgilerimiz devre tatil aldatmacası